SineTrend | The Artist

1/23/2012


Tavşan deliğinden bakarken düşüp, gözümüzü bambaşka bir zamanda açıyoruz. Ekranın siyah-beyaz renklere bulandığı gibi sesten de mahrum kalan 1920'li yıllara...

Michel Hazanavicius'un yönetmenliğini yaptığını 'The Artist' filminde Jean Dujardin ve Berenice Bejo başrollerde oynuyor. Piyasanın en ünlü sinema oyuncusu olan George Valentine (Jean Dujardin), 1927-1928 yıllarında sinemaya sesin gelmesiyle birlikte çağın değişimlerine ayak uyduramayan, sektöre karşı tek başına direnç gösterip kendinden ödün vermeyen bir aktör olarak karşımıza çıkıyor. Berenice Bejo'nun canlandırdığı Peppy Miller ise sinema sektörüne girmeye çalışan genç ve güzel bir dansçı rolünde.


Hollywood'un teknolojinin bütün nimetlerinden faydalandığı bir dönemde siyah-beyaz, sessiz bir film çekmek ve 70 dakika gibi bir süreçte diğerlerinin arasından sıyrılmayı başarmak hiç kolay değil. 'The Artist' Cannes ve Golden Globe'da aldığı ödüllerle ve izleyici tepkileriyle bu zorluğun üstesinden gelmiş görünüyor. Sinemanın içinde bulunduğu çağın ruhu'nun (zeitgeist) yansıması olarak karşımıza çıkan filmlerden biri de Scorsese'nin 1930'ların Paris'inde geçen  ve sinema büyüsünü yaratanlara olan hayranlığını ve minnettarlığını dile getirdiği filmi 'Hugo'.


Dönem filmlerini destekleyen en önemli unsurlar da kostümler oluyor. Hollywood'un altın çağını ele alan filmin kostüm tasarımcısı Mark Bridges, Berenice Bejo'yu 20'li yıllara götürmek için Marc Jacobs, Gucci ve Etro'nun ilkbahar koleksiyonlarından seçmeler yapmış. Retro modasını basit, seksi ve aynı zamanda romantik diye tanımlayan Bridges, dönemin sessiz film yıldızlarından Joan Crawford'un stilinden ilham almayı da ihmal etmemiş.. Özellikle de 1928 yapımı 'Our Dancing Daughters'tan..
the+artist+movie+style

Caz Çağı yada 1920'ler gibi adlar verilen dönem; aşırılık, sanat ve politikayla ilgisi olmayan bir hiciv çağıydı. Dönemin Amerika'sına damga vuran en önemli gelişmelerden biri de 1. Dünya Savaşı ya da Büyük Savaş'tı. Aşağı yukarı on yıllık bir süreyi kapsayan dönem; Fredcu yaklaşımın sinema endüstrisinin tabu olmaktan çıkardığı, rahat hareket eden gençlerin, içkili partilerin, Flapper (zamane kızı) adı verilen geleneklere kafa tutan yüksek sosyeteden genç kızların rüyası olarak tanımlanmış.  20.yy'ın başlarında E.E Cummings, Ernest Hemingway, F.Scott Fitzgerald, Ezra Pound, William Faulkner.. gibi yazarların 'Yitik Kuşak' olarak adlandırıldığı dönemdeki havayı yakalamak bu sene tasarımcıların ilham kaynağı oldu. Tory Burch, Ralph Lauren ve Gucci gibi...


Filmde kostümlerin yarattığı etkiyle birlikte Jean Dujardin'in Clark Gable havasıyla o çağ ile bu kadar güzel bir uyum sergilemesi ve Berenice Bejo'nun da eğlenceli halleriyle 'The Artist' çok keyif veriyor.  Tabi bu arada küçük köpek 'Uggie'yi de unutmamak gerek. Öyle ki New York Post film eleştirmeni Lou Lumenick, 'Bu yıl gördüğüm filmler arasında insan ya da hayvan en iyi oyunculuk performansı Uggie'ye ait' diye yazmış bile. :)  Ayrıca Hollywood'da ilk kez dağıtılacak 'Altın Tasma' ödülüne iki kez aday gösterildi.


Geçtiğimiz günlerde Ingrid Bergman ve Cary Grant'lı Notorious'u izledikten sonra siyah-beyaz filmlerin çekim gücünü ve niye bu kadar sıcak duygular hissettirdiğini bir kez daha hatırladım. Yoksa Ayfer Tunç'un dediği gibi mi her şey?: ''Bugünün gençleri bir gün mutlaka gelecek olan o yarının karanlığını biliyorlar, bugünü alabildiğince yaşamakla, dünü sınırsızca özlemekle yetiniyorlar. Oysa Louis Aragon demişti ki, 'Geçmişi icat ettim, geleceğin güzelliğini görmek için.' Özledikleri dün yarının güzelliğini göstermiyorsa sorun bugünde olmalı.''

Bu Haberlerde İlgİnİ Çekebİlİr

0 YORUM

Facebook

Pinterest