SineYorum | Whiplash

1/13/2015


Bir tarafta öğrencilerinin korkulu rüyası jazz öğretmeni Terrence Fletcher (J.K. Simmons), diğer tarafta “en iyi” olmayı kafaya koymuş çaylak öğrenci Andrew Neyman (Miles Teller). İki taraf da baskın karakterinden geri adım atmayınca çok geçmeden mantık dışı olaylar gelişmeye başlıyor. Elleri çalışmaktan kanlar içinde kalan Neyman, küfürbaz öğretmeni Fletcher’ın hakaretlerle bezeli eğitim tekniklerine boyun eğmek zorunda kalıyor. Ama Neyman’ın da kendine göre numaraları var. İşler filmin sonunda karşı karşıya kalacakları müzikal düellodan önce bir hayli tatsız hale geliyor.

Filmi izlemeye başlamadan önce Sundance Festivali'nin en iyi filmini izleyeceğimi biliyordum. Ona göre beklentilerimi yükselttim. “Vasat”la karşılaşmayacağımı bilerek yatağıma uzandım ve içim rahat bir şekilde filmi izlemeye başladım. Gel gör ki evdeki hesap çarşıya uymadı. Dakikalar geçtikçe gerilmeye, gerildikçe keyfim kaçmaya başladı. Filmin genlerindeki yoğun hırs irrite etti beni. Kişisel sınırımızı bu kadar zorlamalı mıydık? Fiziksel ve akıl sağlığımızı elimizden alacak kadar, özel hayatımızı mahvedecek kadar önemli miydi hayatta herhangi bir konuda “en iyi” olmak? Paragrafın başında “vasat” olmayan bir film olduğunu bildiğim için keyifliydim. Filmden sonra keyfim kaçtı. Bizi sağlıklı, aklı başında yapan şeyin aslında vasatlık olduğunu farkettim. Vasat olmak o kadar hor görülen bir unsur haline geldi ki insanlar varlığını anlamlandırmak adına, “vasat” olmamak adına her türlü saçmalığı yapmaya hazır hale geldi.


“İyi de filmden bunu mu anladın? Nerenle izledin filmi?” diyenler olacaktır. Evet herkes gibi “azmin zaferi”, “mükemmelliğe giden yol” temalı bir yazı yazabilirdim. Işıltılı cümlelerle parlatır sonunda da J.K.Simmons’ı övdüm mü tamam. Ama bence öyle değil. İyi eğitim, sınırları zorlamaktan değil sınırları bilmekten geçer. Eğer bir kişiyi “olmayan birine” çevirmek için tüm sınırlarını zorlarsanız o kişi “olmadığı birine” dönüşür ve filmde Sean karakteri gibi intihar eder. Belki bir milyonda bir Neyman gibi bir dahi yakalayabilirsiniz. O dahiyi dünya kültür mirasına armağan edebilirsiniz. Ama onu bulana kadar baskı yüzünden hayatı mahvolan binlerce gencin mesuliyeti kime kalacak? Tabii ki kimseye. Çünkü aradığımız dahiyi bulduk ve ta taaa “mutlu son”. Malesef ben bu filmin mutlu son anlayışını beğenmedim. Beni mutlu etmedi. Teknik olarak da sıkıntıları olduğunu düşünüyorum. Özünde kısa film olan Whiplash uzun metrajda bocalamış. En hasarlı kısmı da az önce bahsettiğim kurgusu. Kuvvetle muhtemel bu nedenledir ki; Altın Küre'de J.K.Simmons’ın ekstra performansı dışında kendine yer bulamadı. Oscar’larda da farklı olacağını düşünmüyorum.


Nihayetinde kötü film değil. Zihinsel motivasyona ihtiyaç duyduğunuzda açıp izleyebilirsiniz. Bateri çalmak istiyorsanız, hali hazırda çalıyorsanız sizi daha da gaza getirebilir. Ama fazlası değil. He bir de gerginlikten keyif alan tiplerdenseniz sizi fazlasıyla memnun edecektir. Filmin bu hafta vizyona gireceğini hatırlatır iyi seyirler dilerim.

Bu Haberlerde İlgİnİ Çekebİlİr

0 YORUM

Facebook

Pinterest