SineYorum | Foxcatcher

3/16/2015


Bir filmle ilgili bir şeyler yazabilmem için o filmde farklı bir şeyler görmem gerekiyor. Denenmemiş bir şeyler, tezat unsurlar, daha önce verilmemiş bir mesaj, ne bileyim en azından benim gibi sıradan bir insana sıradışı gelebilecek şeyler. O zaman gördüğüm, hissettiğim şeyleri paylaşmak istiyorum. Sanki yeni bir şey keşfetmişim de onu bilim dünyasıyla paylaşıyormuşum gibi hissediyorum. Eureka diye bağırasım geliyor. Neyse konu benim sinema eleştirmeni triplerim değil. Dersimiz Foxcatcher!

Foxcatcher bir çok kişiye gereksiz uzun, yavaş ve sıkıcı gelebilir. Zaman zaman ben de elime telefonu alıp bildirim var mı diye bakmadım değil. Fakat filmde insanı bağlayan bir kaç unsur var. Oyunculuk bu unsurların en başında geliyor. Steve Carrell karadenizli burnuyla, Mark Ruffalo tuhaf keliyle, Channing Tatum Sakıp Ağa çenesiyle rollerinin hakkını veriyor. Hatta Channing Tatum’un oyunculuğunu bir kaç adaylık alan Steve ve Mark’dan daha çok beğendim. Oyunculuğunu bu kadar yukarıya taşımışken niye Magic Mike 2 gibi bir filmde oynar onu da anlamış değilim.


Bilen bilir. Hollywood Indie’lerine bayılırım. Filmin paçalarından bağımsız sinema aktıkça daha bir bağlandım sanırım. Doğanın kucağındaki estetik harikası bir malikanenin Amerikan Güreş Milli Takımı kampına dönmesi, anlamsız kupa ve madalyalarla dolu vitrinler, Du Pont’un annesiyle olan hastalıklı ilişkisi, Schultz kardeşlerin para ve özsaygıları arasında sıkışması filmle ilgili sayabileceğim güzel detaylar. Hayatın durağanlığında verdiğimiz kararların bizi korkunç bir hızla nasıl savurduğuna  tanık olunca ister istemez insanın aklına kendi hayatı geliyor. Sonuç olarak hepimiz “en mantıklı” kararı vermemize rağmen bir yerlere savrulduk.


Gelelim kapanış bölümüne. Bu kısmı hiç sevmiyorum. Filmle ilgili bir anafikir belirlemem lazım. Halbuki iyi filmler bir bütün olarak iyi olur. Bir anafikri olması gerekmiyor. Neyse oyunbozanlık yapmadan anafikre geçeyim. Foxcatcher’ın illa ki bir anafikri olacaksa o da “Catcher”ın; değil “Fox” yakalamak fare bile yakalayacak biri olmamasına rağmen, etraftan topladığı aslanları kaplanları parasıyla uyuşturan, onları kolayca avlayınca da gururlanan histerik bir adamın hikayesi diyebilirim. Bu gizemli anafikirle sizi başbaşa bırakıyor merak edip izlemenizi umuyorum. Ve bir kez daha yüksek sesle üç kez: Indie, indie, indie !

Bu Haberlerde İlgİnİ Çekebİlİr

0 YORUM

Facebook

Pinterest