SineYorum | The Revenant

1/20/2016


Filmi izlememiş bir sinemasevere Imdb sayfasını gösterseniz onu heyecanlandıracak en önemli nokta, geçen sene Birdman'le en iyi film ve en iyi yönetmen Oscar'ını kazanan "Inarritu'nun yeni filmi" olması olurdu. Sonra başrollerine bakıp "oo bu sefer yakışıklılarla film yapmış" derdi. Fakat önce fragman, sonra ön gösterim yorumları derken yavaş yavaş ibre "Inarritu'nun yeni filmi"nden "Leo'nun oscar alacağı film"e doğru kaydı. Filmi izleyen 10 kişiden 11'i "aağbi leo bu sefer kesin oscar alır" demeye başladı. E hani geçen senenin süperstarı Inarritu? Film bir anda nasıl oldu da Leo'nun tek kişilik şovuna dönüştü? Bu filmle ilgili beni rahatsız eden en önemli nokta bu oldu. Inarritu'nun ortaya çıkardığı şaheserin Leo'nun gölgesinde kalmasına canım sıkıldı. Inarritu'da babamın oğlu değil ama Leo'nun gölgesinde kalmasını da yediremedim açıkçası. Neyse bu kısa serzenişten sonra filme dönelim.


**Dikkat Spoiler İçerir**


"Abi filmde yapay ışık hiç kullanılmamış, hep gün ışığında çekmişler, sinematografi, görüntü yönetmenliği şahane" gibi repliklerle bu işlerden çok anlıyormuş gibi davranmak isterdim ama bizde yalan yok. O işlerden hiç anlamam. Ben filmle ilgili anladığım ve filmi gerçekten iyi yapan şey olan filmin ruhundan bahsetmek istiyorum. Film Amerika'nın Amerikalılaşmadan önce nasıl bir yol ayrımı yaşadığını anlatıyor. Hepimiz biliyoruz ki Amerika'nın kuruluş hikayesi Kızılderilileri katletmesiyle başlar. Amerika'nın keşfinden sonra deniz yoluyla Amerika'ya dünyanın dört bir yanından gelen dünya halkları, önce Kızılderilileri katlediyor sonrasında Amerika Birleşik Devletleri'ni kuruyorlar. Inarritu'nun filmde sorduğu soru ise şu: Kızılderilileri katletmeden de Amerika kurulamaz mıydı? Filmde Leo, katletmeden de Amerika kurulabilirdi tarafını; Tom Hardy ise "redneck" olarak tabir edilen katledilerek kuran tarafı sembolize ediyor.


Filmin ilk yarısında Leo'nun doğayla olan mücadelesini tüm çıplaklığıyla izledik. Kah canlı canlı balık avlayıp yedi, kah ölen atının bağırsaklarını çıkarıp içine saklanarak donarak ölmekten kurtuldu. Mücadelesinin bir de psikolojik boyutu vardı . Yolculuğu sırasında açlıktan ölmesin diye yediği bufalonun kalbini paylaşan, soğuktan ölmesin diye ağaçtan sığınak yapan kızılderili yoldaşını da tanıdı,  aynı Kızılderiliyi sırf Kızılderili diye asarak öldüren Fransız çetesinin (beyazların) şerefsizliğini de gördü. Ah bu Leo neler gördü neler. Çok çekti çocuk. Ama tek bir şey için bu kadar ızdıraba katlandı. Kızılderili oğlunu öldüren Tom Hardy'den intikamını alabilmek için.


Tahmin ettiğimiz gibi Leo tüm zorlukları aşarak Tom'la düellosuna başladı. Zaten Inarritu'nun film boyunca sürpriz son gibi bir vaadi olmadı. Senaryonun zayıflığına yüklenmek bu yüzden anlamsız geliyor bana. Düelloya dönelim. Keser döndü sap döndü Tom Hardy kaçmaya Leo kovalamaya başladı. Birbirlerini silahla yaraladılar yetmedi o halde kavga ettiler, yuvarlandılar, sürüklendiler. Artık ikisi de tükenme noktasına geldiğinde son kararı verecek unsur, Kızılderililer dere kenarında belirdi. Bunca yaşanan olay üstüne sen Kızılderili olsan ne yapardın? İşte filmi güzel yapan kısmı bu sorunun sorulması. Sen ortada hiçbir şey yokken tüm Kızılderilileri katledip kendi medeniyetini kurdun. Ama Kızılderililer öyle yapmazdı. Yapmadı da. Leo'yu öldürmedi. Sırf beyaz adam toprağını istila ettiği için bile öldürebilirdi ama öldürmedi. Bu film, yerli halkı katledip kendi uygarlığını kuran, kurmak isteyen, hala katletmekte olan ve katledecek olan sözde medeni halkların yüreğindeki vicdanı sorguluyor. Bu film işte bu yüzden güzel, bu yüzden bu kadar başarılı.

Bu Haberlerde İlgİnİ Çekebİlİr

0 YORUM

Facebook

Pinterest